Verilen maaş sizi tatmin ediyor mu?

Kodla Büyü
Elhamdülillah...
Not: İnançlarını yaşamaya çalışan, hayatı boyunca kredi kartı kullanmayan, öğretmenlik dışında ek geliri olmayan, Yeğitek sorumluluğunu dahi bu dönem almayan ve kirada oturan birisi olarak ELHAMDÜLİLLAH diyorum.
 
Allah bize Kur'an'da defalarca 'Hiç akletmez misiniz?' diye sorarken ve insanoğluna evrenin en muazzam işlemcisi olan 'aklı' vermişken; o aklı 'daha iyisini hak etme ve üretme' yolunda kullanmak yerine, aza kanaat edip emeğin değersizleşmesine rıza göstermek... Kusura bakmayın ama bu, sistemdeki en büyük 'bug'dır.
 
Elhamdülillah...
Not: İnançlarını yaşamaya çalışan, hayatı boyunca kredi kartı kullanmayan, öğretmenlik dışında ek geliri olmayan, Yeğitek sorumluluğunu dahi bu dönem almayan ve kirada oturan birisi olarak ELHAMDÜLİLLAH diyorum.
kredi kartı niye kullanmıyorsun hocam?
 
Zahirde rakam büyür.Ama hakikat terazisi başkadır.
Maaş artar → göz sevinir
Kur artar → değer erir
Hayat pahalanır → hissettirir
Hakikat şudur:
Servet çokluğu değil, ihtiyaçların azlığı saadettir. 100 biin tl almak değil,
O parayla ne kadar huzur alınabildiğidir.

İnsan zannediyor ki:
“Rızkım maaşımla geliyor”
Halbuki:
Maaş sadece vesile
Rızık ise takdir edilen pay
Ve dikkat et:
2002’de az maaşla geçinildi
2022’de çok maaşla zorlanıldı
Bu neyi gösterir?
“Bereket, miktarda değil; manadadır.”
 
Bereket sadece “çokluk” değildir.
👉 Az şeyin çok işe yaramasıdır.
1 ekmekle doymak → bereket
3 ekmekle doymamak → bereketsizlik
Yani mesele miktar değil, faydanın genişliği.

“Miktar” neden aldatır?
Miktar gözle görülür, o yüzden insanı kolay kandırır.
Maaş artar → “zengin oldum” hissi
Ama gider artar → fark edilmez
Huzur azalır → hiç hesaba katılmaz
👉 Sonuç:
Çok kazanıp az yetirmek

“Mana” nedir?
Mana; bir şeyin içindeki hikmet, huzur, tatmin ve faydadır.
Aynı para iki kişide farklı sonuç verir:
Biri: az kazanır ama huzurludur
Biri: çok kazanır ama sürekli yetmez der
Fark nerede?
👉 Manada (berekette)

Günlük hayattan çok net örnek
Düşün:
2002 → az maaş, ama ev alınabiliyor, geçim mümkün
2022 → çok maaş, ama yetmiyor
👉 Bu ne demek?
Miktar arttı ama mana azaldı

Bereketin işaretleri
Bir şeyde bereket varsa:
Zaman yetiyor
Para yetiyor
Azla tatmin geliyor
Huzur var
Bereket yoksa:
Sürekli eksik hissi
Yetişmeme hali
Ne artsa yetmez

İnsan sadece mide değildir…
Kalp, ruh, akıl da rızık ister.
Eğer:
Para var
Ama huzur yok
Ama güven yok
Ama kanaat yok
👉 O para “çok” değildir aslında.

Şöyle düşün:
Bir bardak su…
Susuz adama → nimet
Tok olana → sıradan
👉 Aynı şey ama değeri farklı
Demek ki değer:
“Şeyin kendisinde değil, insandaki karşılığındadır.”

SONUÇ
“Bereket, miktarda değil; manadadır” demek:
👉 Çok şeyin olması değil,
👉 O şeyin yetmesi, huzur vermesi ve fayda üretmesi önemlidir.
 
BEREKET NASIL ARTAR?
Bereket bir sonuçtur; bazı kapılar açılınca gelir.
🔑 a) Kanaat (yetene razı olmak)
Kanaat, bereketin anahtarıdır.
Kanaat eden → elindekini büyütür
Hırs eden → elindekini küçültür
👉 Aynı para:
Kanaatle → yeter
Hırsla → eksik

Şükür (nimeti fark etmek)
Şükür sadece “şükürler olsun” demek değildir.
👉 Nimeti israf etmeden, yerinde kullanmaktır
Şükür → nimeti artırır
Nankörlük → nimeti kaçırır

Helal kazanç
Kazancın kaynağı çok kritik:
Helal → içine huzur koyar
Şüpheli/haram → içten içe yakıcıdır
👉 Dıştan aynı para, içten farklı etki

Sürekli yetmez hissi
Bu çok tehlikeli:
“Daha lazım”
“Yetmiyor”
“Az bu”
👉 Bu duygu bereketi içten kemirir

Kıyas (başkasıyla karşılaştırma)
Bu da çok yaygın:
“Onda var, bende yok”
👉 Bu düşünce:
Şükrü yok eder
Bereketi siler

MODERN HAYAT NEDEN BEREKETSİZ?
Çünkü:
Çok kazanma var
Ama çok harcama da var
Çok seçenek var
Ama az tatmin var
👉 Sonuç:
Bolluk içinde darlık hissi

Bereket varsa:
Az yeter
Zaman yeter
Huzur vardır
Bereket yoksa:
Çok yetmez
Zaman yetmez
İç daralır

“Rızık çokluğu değil, gönle yerleşmesi zenginliktir.”
 
Allah bize Kur'an'da defalarca 'Hiç akletmez misiniz?' diye sorarken ve insanoğluna evrenin en muazzam işlemcisi olan 'aklı' vermişken; o aklı 'daha iyisini hak etme ve üretme' yolunda kullanmak yerine, aza kanaat edip emeğin değersizleşmesine rıza göstermek... Kusura bakmayın ama bu, sistemdeki en büyük 'bug'dır.
Bizimkisi emeğinin değersizleştirilmesi değil, Mevlaya isyan etmemektir. Biz de isteriz maaşımızın 100 bin dolar olmasını! Lakin dünyalık isteklerin sonu yoktur. Sonsuzluk ancak maneviyattadır. Ülkedeki pahalılığı, özellikle büyük şehirlerdeki geçim sıkıntısını biz de biliyoruz sayın hocam. Lakin peygamberimiz diyor ki: Dünyalık meselelerde kendinizden daha kötüye bakın, ahiret ile ilgili meselelerde ise kendinizden daha iyiye bakın!
Şimdi bizim millet de ise tam tersi. Ahirete hiç bakan kalmadı zaten. Neyse ben kendimce halimden memnun ve geçim sıkıntısı çekmediğimi belirttiğim için kötü ve mesleği değersizleştirmiş mi oldum? Hz Ali'nin dediği üzere: Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum denilen bir mesleği icra etmeye çalışıyorsak, bizim maaşımızın bedeli olamaz. Ancak soruyu dallandırmadan geçim sıkıntısı çekmediğimi ve canım ne isterse alıp yiyebildiğimi, hiç borçlanmadığımı, ek gelirimin de olmadığını belirttim vesselam. Hükümete sövseydim, ülkenin anası ağlıyor deseydim daha fazla prim yapardık herhalde ki ülkenin anasının ağladığı noktalar da mevcut zaten.
 
kredi kartı niye kullanmıyorsun hocam?
Faize, bulaşmamak için. Zamanında bile ödesek, yine de Yahudi sisteminden olabildiğince uzak kalmaya çalışıyorum. Maaşımı yattığı gün bankada dahi bekletmemeye çalışıyorum. Bankalar tarafından paramız kullanılmasın diye. Elbette yapamadığımız şeyler de olsa da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz sevgili hocam.
 
Faize, bulaşmamak için. Zamanında bile ödesek, yine de Yahudi sisteminden olabildiğince uzak kalmaya çalışıyorum. Maaşımı yattığı gün bankada dahi bekletmemeye çalışıyorum. Bankalar tarafından paramız kullanılmasın diye. Elbette yapamadığımız şeyler de olsa da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz sevgili hocam.
Tebrik ederim hocam. Aynısını ben de uygulamaya çalışıyorum.
 
Elhamdülillah...
Not: İnançlarını yaşamaya çalışan, hayatı boyunca kredi kartı kullanmayan, öğretmenlik dışında ek geliri olmayan, Yeğitek sorumluluğunu dahi bu dönem almayan ve kirada oturan birisi olarak ELHAMDÜLİLLAH diyorum.
Hocam elhamdülillah başka birşey emeğinin karşılığını alıp almaman başka birşey. Elhamdülillah başka bir şey çalışan üreten bir insanın hayat şartlarında yaşayıp yaşayamamanız bunu kendine reva görüp görmemeniz başka birşeydir. Yoksa bu karın her türlü doyar çok şükür. Dediğim gibi bu daha çok hayata bakışınızla alakalı
 
Maaşın miktarı değil de maaş verebilmek övülecek hâle geldiyse, durumun vahameti insanı daha da tedirgin ediyor.
Lüxemburgta yaşamıyoruz . Gerçekleri görmezden gelemem . Ben şu an ki imkanlarla bu para normal diyorum . Fazlasını tabiki isterim. İnsanların bu başlıkta din dersi vermesi de ayrıca ilginç geldi . İnsanlar sizin burada yazdığınızla fikrini değiştirmez . Kimse kimseye niye böyle düşünüyorsun diye suçlamasın bence.
 
Bazen az olana çoktur, bazen de çok olana azdır.

Bir işin ücretinin yeterli olması ayrı, o işi yapanın geçimi için gereken gelirin yeterli olması ayrı konulardır...

Mutlu olanlar ilkini ikincisinden yüksek olanlardır / yüksek tutmayı başaranlardır...

Lütfen yorumlarınızda başkalarını rencide edici, itham edici ifadeler kullanmayalım..
 
bizim derdimiz 1 kişiye 9 pul, 9 kişiye 1 pul düşmesidir. yoksa elhamdülillah.
 
Arkadaşlar felsefi yönünüzü takdir etmekle birlikte kendi görüşümüde bildirmek isterim, maalesef bu maaş yetersiz. Beni tatmin ediyor desem yalan söylemiş olurum. Ev kirası iki ay sonra 40.000 olacak, market fiyatlarını hatırlatmama gerek yok sanırım. Temel gıda malzemeleri sizcede pahalı değilmi? Meyve sebze fiyatları özellikle. Faturalar desek ayrı mevzu. A noktasından B noktasına götürecek bir aracımız var sigortası,vergisi,muaynesi,yıllık bakımları, benzini ayrı masraf. Ulaşım, barınma, temel gıda ve giyim masraflarına bu maaş bence yetersiz. Tabiki karnımız doyuyor ama sağlıklı ve dengeli kaliteli beslenmek istesek, tatil yapmak istesek, ayda bir de olsa dışarı çıkıp yemek yemek istesek, tiyatroya gitmek istesek, yurtdışı gezileriyle dünyayı görmek istesek bu maaş yetersiz kalıyor. Şimdi bazı arkadaşlar bunları yapmasanda yaşarsın diyecektir ama ben bunları ve daha fazlasını hak ettiğimi düşünüyorum. Herkese daha yüksek kazançlı uzun seneler dilerim.
 
Kadercilik ve şükürcülük şeytan işidir. Unutulmamalı ki ilk karderci şeytandır.
Şeytan kaderci değildi, suç atıcıydı
Şeytan, hatasını kabul edip “kader böyleymiş” demedi. Aksine suçu Allah’a yükledi:
“Beni azdırmana karşılık…” (A’râf 16)
Yani bu kadercilik değil, mesuliyetten kaçma ve suçu dışarı atmadır.
Hakiki kader inancı ise:
👉 “Hata benden, tevfik Allah’tan” diyebilmektir.
Kader tembelliğin değil, sorumluluğun temelidir
Yanlış kader anlayışı: “Ne yapayım kaderim böyle” deyip yatmaktır.
Doğru kader anlayışı:
👉 Sebeplere sarıl, sonucu Allah’tan bil.
Bediüzzaman’ın ifadesine yakın bir hakikat:
👉 “Kader, mazeret değil; mesuliyetin kaynağıdır.”
Şükür pasiflik değil, farkındalıktır
Şükürcülüğü küçümsemek de bir yanılgı. Çünkü şükür:
Tembellik değil
Boyun eğme değil
Nimeti vereni tanımaktır
Şükür, nimeti artırır; nankörlük ise kalbi karartır.
 
Ne demek istediniz. Nasıl şeytan işidir. İslam'da, Kuran'da kader, şükür yok mu?
İslamî kaynaklardaki kıssalara ve Kur'an-ı Kerim'deki (A'râf Suresi, 16-17) anlatıma göre, şeytan (İblis), Allah'ın emrine karşı gelip isyan ettikten sonra, "Beni saptırdığın için..." diyerek suçunu kadere yüklemiştir. Bu bakış açısıyla şeytan, kaderciliği (suçu kadere atma anlayışını) savunan ilk varlık olarak nitelendirilir.
Şeytan, kendi iradesiyle Hz. Adem'e secde etmeme kararı alıp isyan ettikten sonra, bu durumu "Sen beni azdırdın" diyerek ilahi iradeye bağlamış ve kendi sorumluluğunu reddetmiştir.
İslam'da, insanın sorumluluk alanına giren konularda "Allah böyle yazmış, ben ne yapayım" diyerek sorumluluktan kaçmak, şeytani bir mantık olarak görülür. İnsanın özgür iradesiyle yaptığı işlerden sorumlu olduğu vurgulanır.

Şeytan, kendi iradesiyle Hz. Adem'e secde etmeme kararı alıp isyan ettikten sonra, bu durumu "Sen beni azdırdın" diyerek ilahi iradeye bağlamış ve kendi sorumluluğunu reddetmiştir.
İslam'da, insanın sorumluluk alanına giren konularda "Allah böyle yazmış, ben ne yapayım" diyerek sorumluluktan kaçmak, şeytani bir mantık olarak görülür. İnsanın özgür iradesiyle yaptığı işlerden sorumlu olduğu vurgulanır.

"Şükürcülük" kavramı, özellikle günümüzde "pasiflik" veya "durumundan memnun olup daha iyisi için çabalamamak" anlamında eleştirilen bir terim haline gelmiştir.

Kadercilik (fatalizm), her şeyi "yazgı" diyerek pasifçe kabullenmekken; Kur'an'daki kader, bu ilahi düzen içerisinde insanın özgür iradesini kullanarak doğru tercihler yapmasıdır.
Şükürcülük: Günümüzdeki "şükürcülük" algısı bazen haksızlıklara veya fakirliğe razı olup pasif kalmak olarak görülür. Oysa Kur'an'daki şükür, nimeti artırmak ve daha iyisi için gayret etmekle eş değerdir.
 
Şeytan kaderci değildi, suç atıcıydı
Şeytan, hatasını kabul edip “kader böyleymiş” demedi. Aksine suçu Allah’a yükledi:
“Beni azdırmana karşılık…” (A’râf 16)
Yani bu kadercilik değil, mesuliyetten kaçma ve suçu dışarı atmadır.
Hakiki kader inancı ise:
👉 “Hata benden, tevfik Allah’tan” diyebilmektir.
Kader tembelliğin değil, sorumluluğun temelidir
Yanlış kader anlayışı: “Ne yapayım kaderim böyle” deyip yatmaktır.
Doğru kader anlayışı:
👉 Sebeplere sarıl, sonucu Allah’tan bil.
Bediüzzaman’ın ifadesine yakın bir hakikat:
👉 “Kader, mazeret değil; mesuliyetin kaynağıdır.”
Şükür pasiflik değil, farkındalıktır
Şükürcülüğü küçümsemek de bir yanılgı. Çünkü şükür:
Tembellik değil
Boyun eğme değil
Nimeti vereni tanımaktır
Şükür, nimeti artırır; nankörlük ise kalbi karartır.
"Tespitin çok isabetli. Şeytanın tavrı tam olarak Cebriye (insanın iradesini yok sayan) mantığıdır. Şeytan, 'Benim seçimim yoktu, sen beni buna zorladın' diyerek ilk büyük 'mantık hatasını' ve 'kibiri' sergilemiştir. Aslında suç atıcılık ile kadercilik burada birleşiyor: Kendi iradesini inkar ederek ilahi iradeyi suçlamak. Şeytanın yaptığı, kadere iman değil, kaderi bir 'suç ortağı' haline getirme çabasıdır."

Toplumda eleştirilen 'şükürcülük', Kur’an’daki şükür değil; kanaat ile tembelliğin birbirine karıştırılmasıdır. Gerçek şükür, 'Allah bana bu aklı verdi, öyleyse bu aklın şükrü onu sonuna kadar kullanmaktır' demektir. Eğer bir kişi haksızlığa uğradığında 'şükür' diyerek susuyorsa, o nimetin (adalet arama yetisinin) nankörlüğünü yapıyordur. Yani şükür, statükoyu korumak değil, nimeti dinamize etmektir."

Son zamanlarda kendini Alim, cübbeli, evliya peygamber soyundan geldiğini nitelendirenlerin zamları Allah yaptı doları Allah yükseltiyor fiyatları o belirliyor gibi söylemleri de bu şekilde şeytanın elçiliğini yapmaktır.
 
İslamî kaynaklardaki kıssalara ve Kur'an-ı Kerim'deki (A'râf Suresi, 16-17) anlatıma göre, şeytan (İblis), Allah'ın emrine karşı gelip isyan ettikten sonra, "Beni saptırdığın için..." diyerek suçunu kadere yüklemiştir. Bu bakış açısıyla şeytan, kaderciliği (suçu kadere atma anlayışını) savunan ilk varlık olarak nitelendirilir.
Şeytan, kendi iradesiyle Hz. Adem'e secde etmeme kararı alıp isyan ettikten sonra, bu durumu "Sen beni azdırdın" diyerek ilahi iradeye bağlamış ve kendi sorumluluğunu reddetmiştir.
İslam'da, insanın sorumluluk alanına giren konularda "Allah böyle yazmış, ben ne yapayım" diyerek sorumluluktan kaçmak, şeytani bir mantık olarak görülür. İnsanın özgür iradesiyle yaptığı işlerden sorumlu olduğu vurgulanır.

Şeytan, kendi iradesiyle Hz. Adem'e secde etmeme kararı alıp isyan ettikten sonra, bu durumu "Sen beni azdırdın" diyerek ilahi iradeye bağlamış ve kendi sorumluluğunu reddetmiştir.
İslam'da, insanın sorumluluk alanına giren konularda "Allah böyle yazmış, ben ne yapayım" diyerek sorumluluktan kaçmak, şeytani bir mantık olarak görülür. İnsanın özgür iradesiyle yaptığı işlerden sorumlu olduğu vurgulanır.

"Şükürcülük" kavramı, özellikle günümüzde "pasiflik" veya "durumundan memnun olup daha iyisi için çabalamamak" anlamında eleştirilen bir terim haline gelmiştir.

Kadercilik (fatalizm), her şeyi "yazgı" diyerek pasifçe kabullenmekken; Kur'an'daki kader, bu ilahi düzen içerisinde insanın özgür iradesini kullanarak doğru tercihler yapmasıdır.
Şükürcülük: Günümüzdeki "şükürcülük" algısı bazen haksızlıklara veya fakirliğe razı olup pasif kalmak olarak görülür. Oysa Kur'an'daki şükür, nimeti artırmak ve daha iyisi için gayret etmekle eş değerdir.
Hocam yazdıklarınız doğrudur. Ne demek istediginiz şimdi anlaşıldı. Teşekkürler
Bunlar şeytanın kader veya şükür kavramını çarpıtmasıdır. Zaten şeytan herşeyi çarpıtma peşindedir.

İslamda kader de şükür de vardır. Doğru anlamak şartı ile.

Meselelerin Allah'a bakan yanı ile beşere bakan yanı iyi ayırt edilmelidir.
 
Şükretmek önemli. Allah a şükürler olsun bunda şüphe yok. Ancak hak talep etmek farklı bir konu. Burada çoğu kişi uzman veya başöğretmen, geçmişte ev almış kira derdi yoksa nispeten kendini idare edebiliyor. Ama bu maaşlar da yeterli değil bence.
Bugün 5 yıllık kıdemi olan evli 1 çocuklu öğretmen maaşına baktım 68000 civarında. En az 25-30 bin kira ödese geri kalanla tek maaş ise nasıl geçinecek nasıl birikim yapacak nasıl ev alabilecek. Bundan dolayı maaş yetersiz (ek dersi sabit gelir görmüyorum bazen var bazen yok). Şükrederken maaş artışını da talep etmek gayet normal bir davranış. O yüzden maaşı yeterli görenlere diyecek bir sözüm olamaz. Ama lütfen bu maaş yeterli şükredin diye de kimse kimseye akıl vermesin lütfen.
 
ilksms
Geri
Üst