20.yy en büyük düşünürlerinden Bernard Russell der ki: "Modern hayat siyasetin ta kendisidir, sadece ölüler apolitiktir"
Şimdi sana sorarım ben bir öğretmen olarak milliyetçi , dinci, Atatürkçü, sosyalist ideolojilerin hepsine karşı biri olarak hangi sendikaya üye olmalıyım? Bunların tamamına karşı olan bir sendika bulduk diyelim ya da icat ettik diyelim, ideolojik temelleri olan bu yapılara karşı kendini muhafaza edebilmek ve onlara cevap verebilmek için sahip olacağı bir doktrin olmak zorunda değil mi? Bu doktrini neye göre belirleyecek "uçan kelebekler , yaralı geyikler felsefesi" ne göre mi

Şunu asla unutmayın modern hayatın içinde ideoloji taşımadan hayatı idame ettiremezsin! Şimdi şunu soyleyebilirsin bireyler ideoloji taşıyabilir ama sendikalar taşımasın! İşte buna kahkaha ile gülünür keza sendika veya başka bir sivil toplum kuruluşu birden fazla insanın bir araya geldiği her Topluluk o bireylerin ideolojiisnden ibarettir. Basit bir örnek vereyim, yemekli bir sendika toplantısı yapılacak . Alkollü mi olacak , alkolsüz mu olacak? Namaz saatleri dikkate alınarak mi planlanacak yoksa dikkate alınmayacak mı? Türk bayrağı bulundurulacak mi yoksa bulundurulmayacak mi(bulundurmaktan rahatsız olanlar da var malum)? Müzikler neye gore seçilecek, şarkı mi ilahi mi olacak? Kadın erkek beraber mi oturacak, ayrı mi olacak? .... Sana bin tane ayrıştırıcı durum sayarım sadece bir sendika yemeği konusunda ki bu en basit bir birliktelik etkinliği... Kendinizi kandirmayin, tarafsız sendika diye bir şey olamaz , tarafsız insan diye bir şey olamaz, tarafsız bir modern hayat olamaz. Mesele sendikaların ideolojisi değil , mesele sendikaların ideolojisinr uygun davranmamasi. Sorun tam da burda. Sosyalist im diyen sendika kapitalist in önde gideni , milliyetçiyom diyen sendika liberalin önde gideni, Kemalist im diyen sendika anarsistin önde gideni olduğu için sendikalar işlevsiz. İdeolojilerinde tutarlı olsalar üyelerini peşlerine takarlar bütün hakları da söke Söke alırlar . Ama adam bakıyor diyor ki bunlar mı sosyalist, bunlar mı Kemalist, bunlar mı milliyetçi. Hepsinin Allah belasını versin diyor ve mücadele edilmez bunlarla diyor. Sorunuı iyi analiz ederseniz çözüme ulaşırsınız.
buna ilaveten ekonomik güç de belirleyici,zira kentlerde bu daha cok acıga cıkar.Sermaye modern denilen kulturu tamamiyle sekillendirir.İki ornek;milli manevi sermaye konya ornegi kimilerinin deyimiyle gavur izmir sermayesi işte iki uç ornek...sendikayla bagı ise burjuvazide saklı... ben en azından burjuvazinin milli olması gerektiğini savunanlardanım zira burjuvazi devrimleri destekler niteliktedir her zaman bu sendikalarda da boyledir,konu cok geniş sarosu bilir(
https://tr.wikipedia.org/wiki/George_Soros )bazı arkadaslar;bu amerikalı para spekulatoru hem sag hem sol konfederasyonlara zamanında yardım etmiştir hangi niyetle oldugunu ilgililer elbet bir gun acıklarlar tabanlarına! Arkadasım gayet haklı ideoloji olmadan eylem ortaya cıkmaz su da bir gercek ki her ideoloji ozunde iyi bir amaca hizmet ettiği dusunulur içinde tutarlı olarak , ancak uyeleri bu ideolojiyi kotuye kullanır ve ihale ideoloji yada dusunceye kalır...Arkadasımızın bahsettigi bernard russel fikirlerinde bilimsel yöntemi benimser ornek olarak da tarihsel olayları ele alır.zira orneginde; iki dusman toplulugun egitimlerinde karsı toplulugun tarihini ogretmelerini salık verir.Ornek Yunanistanda Turk tarihi okutulsun,Turkiyede Yunan tarihi gibi...Mumkun mu hayır tabiii ki cunkü her toplum siyasetin içindedir arkadasımızın belirttiği gibi...
bir öğretmenin yaşadığı ekonomik darboğazın, maruz kaldığı mobbingin veya mülakat odalarında gasp edilen emeğinin ideolojisi yoktur. Sorun ne kadar somut, çıplak ve ortaksa; sendikaların bu sorunlar karşısındaki ataleti de o kadar somuttur. Ancak bu noktada sormamız gereken asıl sarsıcı soru şudur:
Eğer sahnede sergilenen bu samimiyetsiz tiyatronun aktörleri belliyse, salonu dolduran ve bilet almaya devam eden seyircilerin hiç mi suçu yoktur?
Sosyalist olduğunu iddia edip kapitalizmin çarklarına su taşıyan, milliyetçi veya Kemalist olduğunu söyleyip liyakat katliamlarına göz yuman, muhafazakar olduğunu iddia edip kul hakkı yenirken kafasını çeviren sendikaları hepimiz görüyoruz. Fakat asıl büyük trajedi, bu yapıların riyakarlığı değil
bu riyakarlığı bile bile o sendikaları terk etmeyen, aksine her ay aidatıyla ödüllendiren kitlelenin kendisidir.
Burada hata, kandırılanlarda değil;
göz göre göre kandırılmayı ve susmayı bir yaşam stratejisi haline getirenlerdedir.
isanoğlunun en eski ve en ilkel dürtülerinden biri
güçlüye dahil olma arzusudur. Ne yazık ki, entelektüel ve ahlaki birer rehber olmasını beklediğimiz öğretmenler bile tabiki hepisini aynı kefeye koymuyorumm bu dürtüden muaf olamamıştır.
Bugün sendika tercihleri, "Benim hakkımı hangisi daha dişe diş savunur?" sorusuna göre değil;
"Hangisine üye olursam arkam sağlam olur, okul müdürüyle aram iyi olur, taynim veya görevde yükselmem daha kolay gerçekleşir?" pragmatizmine göre yapılıyor. İnsanlar doğrunun yanında durup yalnız kalmaktansa, gücün yanında durup haksızlığın gölgesinde serinlemeyi tercih ediyorlar. Sendikalar birer hak arama örgütü olmaktan çıkıp, kamuda güç devşirme ve pozisyon kapma acentelerine dönüştüyse, bunun faili o kapıda sıraya giren üyelerdir.
Sizin yaptığınız analiz ve ortaya koydugunuz "güç konformizmi" tespiti üzerinden bakarsakülkedeki tüm öğretmenlerin
tek bir sendikada toplanmasının getireceği en büyük avantaj,
üyelerin kaçacak hiçbir konforlu limanının kalmaması ve sistemin tüm maskelerinin düşmesidir.
Şu anki sistemde öğretmenler, doğrunun yanında durup risk almak yerine, güce yakın olan sendikalara sığınarak kendilerini garantiye alıyorlar Eğer tek bir sendika olursa,
"güç dengesi" diye bir şey kalmaz. Herkes aynı çatı altında olacağı için, sendika yönetimi bir haksızlığa göz yumduğunda ya da hakları sattığında, üyenin
Aman istifa edersem diğer güce hedef olurum" ya da "Bırakayım da x sendikası mücadele etsindiye sığınacağı, arkasına saklanacağı bir alternatif kalmaz. İnsanlar konfor alanından çıkıp kendi kaderiyle baş başa kalır. Şu an sendikalar, öğretmenlerin somut sorunlarını (maaş, mülakat, mobbing) çözemediklerinde hemen karşı sendikayı düşmanlaştırıp yapay bir kimlik savaşı başlatıyorlar. Üyeler de bu kayıkçı kavgasının peşine takılıyor. olay budur