Bilgisayar-Bilişim Teknolojileri
Ana Sayfa
Bilişim Teknolojileri Forumu Son Konuları
24 Saat
Bilişim Teknolojileri - Formatör - Bilgisayar Öğretmeni Kayıt
Kayıt Olun
iletişim
iletişim
Detaylı Arama
Arama

Atatürk Anıları-3!..

Konu, 'Windows İşletim Sistemleri, Sorunlar ve Çözümler' kısmında enginozdil tarafından paylaşıldı.


Sayfayı Paylaş /bbnetsosyal

  1. enginozdil

    enginozdil Seçkin Üye Seçkin Üye

    Kayıt:
    6 Haziran 2007
    Mesajlar:
    722
    Beğeni:
    1
    SELANİK

    Millî Mücadele henüz bitmiş, ordularımız Meriç sınırına dayanmıştı. Çankaya'da oturuyorduk. Atatürk'ün Selanik'ten çocukluk arkadaşı Nuri Conker dedi ki:

    —“Paşam, ne duruyorsunuz? Her şey elinizde. Selanik'teki eviniz boş duruyor. Bir sözünüzle orada oturabilirsiniz. Size kim engel olabilir?" Atatürk, hepimizin yüzüne baktı ve şunları söyledi.

    —“Böyle bir hareket bütün Avrupa'yı aleyhimize birleşmeye sevk eder. Büyük bir mücadele iyi bir biçimde sona erdi. Tehlikeli bir maceraya atılamam."

    Hamdullah Suphi TANRIÖVER

    Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 16.11.1941


    17 MART 1923 TARSUS

    Mustafa Kemal İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
    Millî Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
    —“Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
    Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
    Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
    —“Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."

    Taha TOROS

    Kaynak: Taha Toros - Atatürk'ün Adana Seyahatleri, 1981


    İNANMAYANLAR DA HAKLIYDILAR

    Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
    — Kuvayı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler, demişti.

    Falih Rıfkı ATAY

    Kaynak: Falif Rıfkı Atay - Mustafa Kemal, Mütareke Defteri, 1955


    İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

    Hastalığının ilerlemiş zamanında:
    "Hatta bir gün, bizim önümüzde bazı siyasi sorunlara değinip Romanya' da yapılan hükümet değişmesinden söz ederken, bir patriğin işbaşına gelmiş olmasından hayret duyduğumu söyledim. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın da yaklaşmakta olduğunu anıştırarak dedi ki:
    —“Bir savaş çıktığı takdirde, kanımca yansız kalmalıyız. O zaman birçok fırtınalar kopacak. Devlet gemisini gayet ustaca yöneterek işin içinden sıyrılmaya çalışılmalıdır." dedi.

    Prof. Dr. Nihat Reşat BELGER

    Kaynak: Nihat Reşat Belger - Atatürk'ün Hastalığı


    ELİF, LAM, MİM NE OLACAK?

    Atatürk, Kuran’ın Türkçe'ye çevrilmesine karar verdikten sonra Kâzım Karabekir Paşa kaygıya düşmüştü. Büyük bir heyecan ve şaşkınlık içinde bir gün dayanamayarak Atatürk'e sordu:
    —“Kuran’ın Türkçeye çevirisini emretmişsiniz."
    —“Evet."
    —“Peki, o zaman elif, lam, mim ne olacak?"

    Atatürk hayretle Karabekir'in yüzüne baktı ve en kolay bir şeyin cevabını verir gibi:
    —“Ne olacak, elif, lam, mim yine elif, lam, mim olarak kalacak" dedi.

    Hamdullah Suphi TANRIÖVER

    Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 13.08.1966


    MEDRESELER

    Rize gezilerinde medreselerin açılması için kendisine başvuran hocalara; öfke ve sertlikle ve herkesin önünde:

    —“Para istiyorsanız size millet yetecek kadar verecektir. Açsanız karnınızı doyuracaktır. Medreseler bir daha açılmayacaktır, anladınız mı?" diye bağırdı.

    Prof. Mahmut Esat BOZKURT

    Kaynak: Mahmut Esat Bozkurt - Atatürk İhtilali


    DİL ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI

    Dil alanında bir kaynak sorununu ileri sürünce, ortaya, kâğıt kalem ve Atatürk'ün kendi eliyle açıklamalar yapılmış diksiyonerler getiriliyor. Yunancadan getirilen kelimelerin, onları bir başka dile bağlayan daha eski bir etimolojisi aranıyor.

    — Ana kökü arayacağız, diyor.
    Ve dil hakkındaki kuramını anlatmaya başlıyor ve bir gülüşle:

    — Uzun bir çalışmadan sonra, bunu bulduğum zaman, Sakarya savaşını kazandığım dakikadaki mutluluğu duydum, diyor.

    Prof. PITTARD

    Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi, 03.12.1938


    KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR

    Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi'nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu. Mahmut'la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, "Ne dersin?" diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç... Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:

    — Bu memleketin efendisi kimdir?

    Düşündüm. Karşılığı o verdi:
    — Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:

    - Türk köylüsü "Efendi" yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!...

    Prof. Mahmut Esat BOZKURT

    Kaynak: Tan Gazetesi, 10.11.1942


    YENİ KELİMELER

    Atatürk, yeni kelimeler için şöyle derdi:
    "Onları ortaya atmak gerekir. Millî duygumuz hangisinden hoşlanır ve onu kullanırsa, o zaman sözlüğümüze koyalım."

    Prof Dr. Afet İNAN

    Kaynak: Afet İnan - Atatürk'ten Hatıralar


    ÖĞRENCİ GÖZÜNDE ÖĞRETMEN

    Çankaya'da bir ilkokul açılmıştı. Köşkün çevresinde bulunan bu okulu bir gün Atatürk ziyaret etmiş.

    Öğretmen tahta başında öğrencilere ders veriyormuş. Cumhurbaşkanı girer girmez saygı işaretini vermiş, çocuklar ayağa kalkmış ve oturunuz işaretini verdikten sonra yüzünü tahtaya çevirerek derse devam etmiş. Atatürk, beş on dakika ayakta ders dinlemiş ve çıkarken öğretmen yine aynı ses, aynı eda ile çocukları ayağa kaldırmış ve oturunuz işareti verir vermez derse devam etmiş.
    Gazi kapıdan çıkarken yanındakilere:
    - "Gördünüz mü öğretmeni? Cumhurbaşkanına önem vermedi" demiş ve ilave etmiş:
    - "İlk öğretmen vatanın en hayırlı elemanı. Onlar vatan çocuklarıyla o kadar kaynaşmışlardır ki, adeta çocuklaşmalardır. Onların gözünde en sevgili öğrencilerdir. Bu öğretmen eğer dersini bırakıp saygısını göstermek için yanıma gelseydi ve çıkarken beni merdivenlere kadar
    geçirse idi, öğrencileri gözünde küçülür, belki prestijini kaybederdi. Öğrenci gözünde en saygılı, en büyük adam öğretmendir." demişlerdir.

    Asaf İLBAY
    Kaynak: Tan Gazetesi, 08.06.1949


    ANADOLU'NUN MÜZİĞİ

    tatürk söylüyor:
    - Montesquieu'nun, "Bir milletin musikicilikteki akışına önem verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olamaz" sözünü okudum, doğrularım. Bunun için, musikiciliğe pek çok özen göstermekte olduğumu görüyorsunuz.
    - Biz Batılılara göre, doğu musikiciliğinin kulaklarımıza gelen tuhaflık yönünden söz ettim ve dedim ki; Doğunun tek anlayamadığımız bir tarafı varsa,o da onun musikiciliğidir.
    Gazi, itiraz ederek şöyle demiştir:
    - Bunlar hep Bizans'tan kalma şeylerdir. Bizim gerçek musikimiz Anadolu halkında işitilebilir.
    - Bu ezgilerin geliştirilmesi mümkün değil midir?
    - Batı musikiciliği bugünkü durumuna gelinceye kadar, ne kadar zamanlar geçti?
    - Dört yüz yıl kadar geçti.
    - Bizim bu kadar süre beklemeye zamanımız yoktur. Bunun için, batı musikiciliğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz.

    Emil LUDWIG

    Kaynak: Emil Ludwig - Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri


    SEN NE OLACAKSIN Kİ?

    Mustafa Kemal, Selanik'te yine bir akşam o zaman Sağlık Müfettişi olan eski Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Araş, Nuri Conker, Salih Bozok beylerle birlikte Olimpiyos birahanesinde oturmuşlar içerlerken, devletin dış siyaseti söz konusu oluyormuş. Bu arada Mustafa Kemal Bey birtakım acı eleştiriler yaptıktan sonra işi şakaya dökmüş ve Tevfik Rüştü Bey'i göstererek:
    - "Bu yanlış siyaseti bir gün doktor aracılığı ile düzelttireceğim." Deyince, yakın ve teklifsiz arkadaşı olan Nuri Conker:
    - "Ne? Ne... Sen mi düzelttireceksin?"
    Diye küçümseme ile sormuş. Bunun üzerine Nuri (Conker) Bey'le aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
    - "Evet, ben doktoru Dışişleri Bakanı yapacağım. Bütün yanlışlıkları ona düzelttireceğim."
    Nuri Bey şaka ile sormuş:
    - "Demek sen doktoru Dışişleri Bakanı yapacaksın. O halde ya beni?"
    - "Seni de vali ve komutan yaparım!"
    Bu konuşmaya, hazır bulunan Salih Bozok da karışıyor:
    - "Herhalde bu arada beni de bir şey yaparsınız?"
    Mustafa Kemal Bey Salih'in bu sorusuna, biraz düşündükten sonra:
    - "Salih, seni yaver yapacağım ve yanımdan ayırmayacağım." Cevabını verince Nuri Bey yine dayanamamış, tekrar atılarak:
    - "Allah’ını seversen, sen ne olacaksın ki, hepimize şimdiden böyle birtakım onurlar veriyorsun?" demiş.
    Mustafa Kemal Bey, Nuri Bey'in bu sorduğu soruya gülerek:
    - "Bu memuriyetleri, bu onurları veren ne olursa işte ben o olacağım."
    Diye karşılık vermiş.

    Ali KILIÇ
    Kaynak: Milliyet Gazetesi, 15.10.1951


    MİLLETİMİN ŞEREFİNE İÇİYORUM

    Bir akşam, birdenbire Saray'dan kalkarak Gülhane Parkı'nda Halk Partisi'nin verdiği bir açık hava toplantısına gittiğimiz zaman, orada toplanan on binlerce insana harf devrimini müjdelemiş ve bu sırada ayağa kalkarak millete hitaben:
    "Arkadaşlarım, bu elimdeki rakıyı evvelce padişahlar da, halifeler de içerlerdi. Fakat onlar saraylarında, dört duvar arasında içiyorlardı. Ben ise sevgili milletimin önünde ve onun şerefine içiyorum."
    Diye kadehini kaldırdığı zaman halkın alkış tufanı arasında Sarayburnu dakikalarca çınlamıştı.

    Ali KILIÇ
    Kaynak: Milliyet Gazetesi, 1952


    HARF DEVRİMİ

    Yeni Türk alfabesinin ilk biçimlerini kendisine götürdüğüm zaman, Komisyonun en aşağı beş yıllık bir geçiş dönemi düşündüğünü söylemiştim. Gazeteler önce birer sütunlarını yeni harflere ayıracaklar, yavaş yavaş bu sütun sayısı artacak, sonunda bütün gazeteler yeni harflerle çıkacaktı. Okullar için de buna benzer basamaklı yöntemler düşünmüştük.
    Dikkatle dinledikten sonra bir daha sordu:
    - Demek beş yıl düşündünüz?
    - Evet!
    - Üç ay! dedi.
    Donakaldım, üç ay! Üç ay içinde bütün memleket yayını Lâtin harfleriyle değişecekti. İlâve etti:
    - Ya üç ayda uygulayabiliriz, yahut hiç uygulayamayız. Sizin Arap harflerine bırakacağınız sütunlar yok mu, onların adedi bire de inse, herkes yalnız o sütunu okur ve beş yıl sonra, tıpkı yarın başlar gibi başlamaya zorunlu kılarız. Hele arada bir buhran, bir savaş çıkarsa attığımız adımları da geri alırız.

    Falih Rıfkı ATAY
     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş /bbnetsosyal